Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran ve Tokyo Büyükelçisi Murat Mercan, Marmara Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Serhan Afacan moderatörlüğünde “Hariciyeci Olmak” başlıklı çevrimiçi programımıza 29 Ekim Perşembe günü konuk oldular.

Açılış konuşmasında BURA Yönetim Kurulu Başkanı Fehim Paluluoğlu, kamuda birçok başarıya imza atmış Boğaziçi Üniversitesi mezunu olduğunu ifade edip BURA olarak, insanların yönelmek istedikleri alanı en iyi şekilde tanımalarına imkân sağlayacak programlar düzenlediklerini söyledi. Geçmişten günümüze BURA’nın Ankara’da kamu kurumlarını ziyaret etme geleneği olduğunu ifade eden Paluluoğlu, başta TBMM olmak üzere, Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı gibi kamu kurumlarımızı ve TÜBİTAK, ASELSAN, HAVELSAN, STM, TUSAŞ gibi güzide kuruluşlarımızı ziyaret ettiklerini, öğrencilerimizin oraları tanımalarını, tecrübeli kişilerle tanışmalarını önemsediklerini, bu ziyaretleri arttırarak çeşitlendirdiklerini ifade etti.

Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, sözlerine “Biz 97 yıllık bir bakanlık değiliz, 500 yıllık bir geleneğe sahibiz. 2020’de Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını ve bakanlığımızın 500. yılını icra edeceğiz. Bu kökü, bu geleneği, bu ruhu, diplomasi masasında her zaman hissediyoruz. Bu vesileyle de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızın ülkemizin istikbal mücadelesine güç vermesini, bütün ülkemiz ve yurt dışındaki vatandaşlarımız adına kutlu olmasını diliyorum” diyerek başladı.

Kıran, sözlerine özetle, “Hem bölgemizde hem de küresel olarak sınanmamıza rağmen dünyanın 30 ülkesindeki büyükelçilerimiz, kriz ortamında görevlerini icra ediyorlar. Diplomatlarımızın sahanın her yerinde varlıklarını hissettirdiklerini görüyoruz. Diplomat olmak sadece raporlama yapan, temsil makamında oturup, salondan salona koşan bireyler anlamına gelmiyor artık. Bakanlığımızda yankılanan bir söz vardır; “iyi memur olmak”. İyi memur olmaktan kasıt iyi diplomat olmaktır. Resepsiyonları zamanında düzenleyip iyi raporlamalar yapan iyi diplomattır. Ancak durum bunun dışına çıktı. Kendini hem yazılı hem de sözlü olarak ifade edebilmek güzel ancak bunun da ötesine geçip, sahaya çıkıp, dünyanın neresinde olursa olsun vatandaşlarımızın yardımına koşabilmelidir. Bu duygu başka bir şey. Diplomat olmak için işe okuldan başlamak gerekiyor. Her şeyden önce güçlü bir tarih bilincine, güçlü bir sosyoloji hatta sosyal antropolojiye sahip olmanın yanında bulunduğunuz toplumu ve toplumları iyi algılamanız gerekiyor. Hepsinden önemlisi de kendinizi iyi tanımalısınız. Ardından, masaya oturduğunuzda, ülkemizin tezlerini güçlü bir şekilde savunurken, ülkemize hangi kazanımları getirebileceğinizi hesap ederek maksimum kazançla o masadan kalkma düşüncesi her şeyin üzerinde olmalı. Diplomasi iyi bir kariyer mesleği değil yaşam biçimidir. Bu yaşam biçimini özümsemeyen hiç kimsenin diplomat olması mümkün değildir.” şeklinde devam etti.

Tokyo Büyükelçisi ve derneğimizin üyesi olan Murat Mercan, hariciyeci olma tecrübesini aktardı. Mercan, “Benim Türk hariciyesiyle olan ilişkim 1996 yılına dayanır. Refah Yol Hükümeti döneminde, dönemin devlet bakanıyla çok yakın çalışma imkânı buldum. Ben de sizler gibi Boğaziçi Üniversitesi mezunuyum. Daha sonra çeşitli vesilelerle Dışişleri camiasıyla çeşitli vesilelerle ilişkimiz oldu. Sayın bakan yardımcımızın da ifade ettiği gibi birçok ülkenin misyonunu, büyükelçileri, meslek memurlarını, aşçıyı ve şoförleri tanıma fırsatım oldu. Nasıl hariciyeci olunur diyecek olursanız, az evvel sayın bakan yardımcımızın çizdiği perspektife uygun olmak lazım. Asya’dan Latin Amerika’ya hatta Afrika’nın diplerine kadar coğrafyalarda görev alabilecek kadar yetkinlikte ve beceride olmak lazım. Hariciyeci demek, müzakere masasında oturduğu zaman konularını iyi bilen, karşısındaki insanlarla çok rahat diyalog kurabilen, onları ikna edebilen, Türkiye’nin tezlerini rasyonel bir mantık süzgeci içerisinde karşı tarafa anlatabilen, bulunduğu ülkede Türkiye’yi ve misyonunu en iyi şekilde temsil etme gayretinde olan bir kimse demektir. Benim zamanımda sadece İngilizce bilmek yeterliydi ama artık tek başına yeterli değil. Mutlaka onun dışında başka diller de bilmek lazım. Özellikle Asya dilleri; Çince, Japonca, Güney Korece, Urduca, Farsça ve hatta Rusça öğrenmek lazım. Bu konularla ilgili ciddi bir tecrübeye sahip olmak gerekir. Büyük ülkelerin büyükelçileri gittikleri ülkelerin dilini rahatlıkla konuşabiliyor. Onların farklı bir ekolü var ama bizim en önemli yapmamız gereken şey bulunduğumuz ülkenin insanlarıyla diyaloglarımızı iyi kurmak; kültürlerini, mantıklarını, siyasi otoritelerini, edebiyatlarını, bilimsel gelişmelerini iyi anlamaktır. Bunun için belli bir formasyon gerekiyor. Bu formasyonu eğitim aldığınız günden büyükelçi olduğunuz zamana kadar aralıksız kazanmaya devam ediyorsunuz. Artık bu dönemde iyi edebiyat, tarih, sosyoloji, mantık ve analitik düşünceyi bilmeden büyükelçi ya da aslına bakarsanız herhangi bir meslek sahibi olmak pek mümkün değil. Burada en önemli husus kendinizi en iyi şekilde yetiştirmektir. Büyük bir geleneğimiz var, bu geleneğe yeni vizyonlar eklemek çok önemli.” şeklinde tecrübelerini ve düşüncelerini ifade etti.

Konuklarımız, hariciyede memur olmanın özlük haklarına, kurum içindeki konumlandırmalara, işe alım süreçlerine, eğitim desteklerine ilişkin katılımcılarımızın akıllarındaki sorulara yanıt verdiler. Program bu soru cevap kısmının ardından sona erdi.