 |
 |
 |


Kurullar



|
 |
 |
Düşünce ve
önerileriniz için
|
 |
 |
|
 |
 |
|
|
 |
Şu an sitede: 16 kişi
|
|
|
 |
Toplam: 1095025 ziyaretci |
|
|
|
 |

 |
|
Anasayfaya dön |
|
Altan Tan : . "Kürt sorunu ve PKK sorunu ayrı sorunlardır" ! |
| |
BURA’nın geçen haftaki Perşembe Söyleşisi'nin konuğu, siyasetçi-yazar Altan Tan "Kürt Sorunu" üzerine derneğimizde yaptığı konuşmada PKK ile Kürt Sorunu'nun ayrıştırılması gerektiğini, ayrı sorunlar olmalarına rağmen ilintili olduklarını belirtti.
"Kürt Sorunu"nun asıl kaynağının inkâr, baskı ve asimilasyon olduğunu söyleyen Altan Tan kısa bir giriş konuşmasının ardından söyleşisini karşılıklı soru cevaplarla sürdürdü.

Altan Tan konuşmasına Kürt sorunu nereden çıktığını açıklayarak başladı :
Kürt sorunu nereden çıktı? Türkiye’deki genel kanı böyle bir sorun yokken, dış güçlerin karıştırmasyla ortaya çıktığı şeklinde, ama aslında durum böyle değil. 1923’e kadar Osmanlı idaresi bölgede insanların dinine, diline karışmıyordu. Hukuk, müslüman hukuku ve gayrimüslim hukuku olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Müslümanın müslümanın azınlığı kabul edilmesi mümkün değildi.
1923’ten sonra ise iki şey oldu:
1- Din kamusal alandan çıkartıldı.
2- Bir ulus devlet inşa edildi.
Bu İslâm Hukuku'na göre de Batı Hukuku'na göre de uygun değildi. Neticede, o zaman %25 olan gayrimüslim nüfusu bugün %0,25’lere düştü. Daha önce azınlık olarak görülmeyen müslümanların da Zazaca, Çerkezce, Kürtçeyi kullanmalarına imkân verilmedi. Sorunun esas kaynağı bu durumdur. Daha sonra bu soruna batı da el attı, İsrail de el attı ama sorunun kaynağı inkâr, baskı ve asimilasyondur. PKK ile Kürt Sorunu ayrıştırılmalı.
Bugün bu sorunu nasıl çözeriz? İnkâr, baskı ve asimilasyonla bu iş olmaz. Türkiye’nin hepsini Türk yapamazsınız, Kürt yapamazsınız, müslüman yapamazsınız, laik yapamazsınız. Peki ne yapılacak? İmha, doğru ve mümkün değilse ikinci şık ayrışma. Ancak bu da mümkün değil çünkü bütün Türkleri bir tarafta bütün Kürtleri bir tarafta toplayamazsınız. Dolayısıyla üçüncü ve tek bir şık kalıyor geriye: birlikte nasıl yaşanacak sorusuna cevap bulmak, bunun yolu da eşit bir devlet olmak.
İnsanların doğuştan sahip olduğu ve sonradan edindiği kimlikleri vardır. Doğuştan sahip olunan dil, ırk ve cinsiyet ve sonradan edinilen din, mezhep ve fikriyat gibi kimlikleri bazı insanlar hiç kullanmayabilir veya hepsini birden de önemseyebilir. Bu insanın kişisel tercihidir fakat sadece bir tane kimliği her yerde kullanıp tek kimliğe gereksiz vurgu yapmak da yersizdir. Bu noktada benim tezim cumhuriyet paradigmasının çöktüğü ve yeni bir paradigma ile yanlıştan dönülmelidir. Bu bir hayal değil. Sokaklarda, okullarda, ailelerin içerisinde insanlar bu çeşitlilikte yaşıyor ve çatışmıyorlar. PKK sorunu ise ayrı bir sorundur ve çözümü ayrıdır.

Soru : PKK sorunu ile Kürt Sorununun ayrı olduğunu söylediniz, gerçekten öyle mi?
Cevap : Bunlar ayrı sorunlardır ama ilintilidirler. PKK sorunu nasıl çözülebilir? Hepsini öldürebilirsiniz ama kürt sorunu çözülmeden bu bir anlam ifade etmez. Fakat eğer kürt sorununu çözerseniz PKK’nın arkasındaki halk desteği çekilir ya da en azından azalır. Ondan sonra kalanlar dağdan inmezse onlarla ayrı olarak mücadele edeceksin. Aslında Türkiye’de her 3-4 kürtten sadece bir tanesi PKK ile ilintili olan DTP’ye oy veriyor. Bunu da bu ayrım açısından düşünmek lazım.
Soru : Osmanlı’da Ebussuud döneminde hanifiliğin Osmanlı’ya hakim olmasının kürt sorunu açısından önemi nedir? Kürt sorununun kökeninde mezhep ayrılığının bir etkisi var mıdır?
Cevap : Ben buna pek ihtimal vermiyorum. Tarihte hanifilerle şafilerin çatıştığına dair bir bilgi yok. Ben buna dair birşey bilmiyorum.
Soru : Ahmed-i Hani’nin Mem û Zin adlı eserini kürt sorunu açısından değerlendirebilir misiniz?
Cevap : Mem û Zin’in girişinde radikal bir metin vardır, bu kısmı kitabımda da alıntıladım. “Farısiler, Türkler ve Gürcüler arasında mahvolduk. Bunlar hep topraklarımızın üzerinde savaştılar. Neden bir sahibimiz yok, Allah neden bizlere de bir devlet nasib etmedi” gibi ifadeler içeren bu metinin modern anlamda ulusçulukla bir alakası yoktur. Bugünkü anlamıyla ulusçuluk, ancak II. Meşrutiyetten sonra mümkün olmaya başladı.
Benim çocukluğuma kadar Diyarbakır’da şehirliler Kürtçe bilmezdi, Kürtçe konuşmak şehirde ayıptı. Kürtlerin yaşadığı bölgedeki şehirlerde ya Türkçe ya da Arapça konuşulurdu. Bunun istisnaları Cizre, Silvan, Doğubeyazıt ve Süleymaniye’dir. Musul, Kerkük, Erbil, Mardin, Diyarbakır gibi şehirlerde Kürtçe konuşulmazdı. İstisnalar arasındaki Süleymaniye ise sadece iki yüz yıllık bir geçmişe sahiptir, sonradan kurulmuş bir şehirdir. Kitabımda bu bağlamda kürtlerin neden şehirleşemediğini de irdeledim.
Soru : Karayılan’ın İskoç modeli önerisi sizce çözüm olabilir mi?
Cevap : Bence gereksiz bir çıkış. Kürt sorununun çözümünün önündeki en büyük engel milliyeçiliktir. Miliyetçiliğin kürtlere karşı en büyük refleksi ise bölünme korkusudur. Hal böyleyken böyle bir çıkışı gereksiz buluyorum.
Soru : Sizin çözüm öneriniz nedir?
Cevap : 1- Kürtçe heryerde serbest olsun, 2- Kürtçe yayınlar serbest olsun, 3- Okullarda kürtçe seçmeli ders olsun, 4- Şehirlerin, köylerin eski isimleri 1923’teki isimleri iade edilsin, 5- Anayasadaki vatandaş tanımı değiştirilsin.
Eğer dünya böyle devam ederse 300 yıl sonra dünyada Türkçe konuşan bile kalmayacak. Hal böyle iken Kürtçe üzerinden oluşturulan paranoya çok boş bir paranoyadır.

Soru : Dünya’daki kürtlerin yarısı Türkiye’de yaşıyor ve bunların en önemli temsilcisi olarak PKK ve Apo görünüyor. Dolayısıyla bir temsil sorunu var, dünya kürtlerinin temsil edenler marksist. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap : Bu Erbakan ve Erdoğan yüzünden oldu. İzah edeyim; diyelim ki kürtlerin nüfusa oranı %20. Bu durumda kürtlerin sadece %25’i DTP’ye destek oluyor, kaldı ki bunların da tamamı marksist değil. Neden DTP’nin desteği bu kadar az? Çünkü kürtler hep müslüman olmuşlardır ve islâmî kaygılarla bunlardan uzak durmuşlardır. Refah Partisi, Türkiye genelinde %4 oy aldığı 1984 seçimlerinde de %7 oy aladığı 1987 seçimlerinde de en yüksek oy oranlarını doğuda almıştır. 1989 yılında Van, Urfa ve Batman belediyelerini Refah Partisi kazanmıştır. Ancak 1991 senesinde Refah Partisi MÇP ile ittifak yaptı. Ben de Refah Partisi'nden Diyarbakır’da liste başıydım ama bu ittifaktan ötürü istifa ettim. Tayyip Bey’le o zaman bu konu üzerine uzun uzun tartıştık ve hala kouşmayız. Tayyip Bey beni kürtçülükle suçlamıştı o zaman. İşte o seçimde Leyla Zana’lar seçimi kazandı. İkinci büyük hatayı ise Tayyip Bey, son dönemde bölgede hiçbir müslüman kimliği olan kürdü ön plana çıkarmayarak yaptı. Etliye sütlüye karışmayan kürtleri, korucu başıları tuttu. Bu iki hareketle Erbakan ve Erdoğan bölgenin temsilini marksistlere bırakmış oldu. Beni Amerikan Konsolosu dinliyor, Fransız Konsolosu brifing istiyor, Fethullah Gülen Hoca Amerika’ya çağırıp dinliyor ama Tayyip Erdoğan beni dinlemiyor, Ahmet Türk’ün elini sıkmıyor. Türkiye müslümanları ümmetçi değil milliyetçidir, kafalarda hala faşizm vardır. Dolayısıyla kürtlerin temsilinde müslümanların olmayışı Türkiye islamcılarının hatasıdır. En büyük iki hareket Milli Görüş ve Fethullah Gülen hareketi halabu konuda değişmediler. Hayrettin Karaman, Ali Bulaç, Mustafa İslamoğlu ve Sezai Karakoç gibi isimler münferit olarak bu konuda doğruyu yazıp söylemişlerdir, haklarını vermek gerek. Ama genel olarak Türkiye’de islamcılar ümmetçi olamadılar.
Soru : Olayın ekonomik boyutundan hiç bahsetmediniz, bunun hiç etkisi yok mu kürt sorununa?
Cevap : Elbette var, sırası gelmedi. Bölge ekonomisinin de sorunun kaynaklarından olduğunu söyleyebiliriz ama bölgenin ekonomik olarak kalkındırılması ile sorun çözülür diyemeyiz. Yani ekonomi önemlidir ama sorunun çözümünde esas unsur değildir. Türkiye’de laikler de bu hatayı yapmıştır. Halk zenginleşirse kendileri gibi olur zannettiler ama müslümanlar zenginleşseler de islamdan vazgeçmediler.
Soru : Biz BURA Derneği olarak bu soruna dair somut neler yapabiliriz?
Cevap : Gitmek, gelmek, dinlemek, konuyu doğru bir şekilde öğrenmek gerek. Çoğulculuğun hukukunu kurmak, propagandasını yapmak gerek. Laik – islamcı sorununda da, alevi sorunun da da, tüm sorunlarda da bu böyle; aynı gök kubbe altında birlikte yaşayacaksak, bu çoğulculuğu hazmetmek, yaymak, ayrıştırıcı söylemlere engel olmak gerek. Mesela bugün altı asker şehit oldu. Tahrik amaçlı olarak bunun üzerine gidilmesinden korkuyorum, provokatif eylemlerle bu sürecin tırmandırılmasından korkuyorum. Bunlara engel olmak gerek.
Soru : Müslüman kürtlerin temsilinin geleceği ne olacak?
Cevap : Eğer AKP böyle devam ederse müslüman kürtler de siyasi temsil için birşey düşünür. Belki bağımsız adaylıklar düşünülebilinir. Ortadoğuda siyaset kolay değildir. Son asırda bu bölgede birçok siyasi lider öldürülmüştür. Baykal ikna olmadan başörtüsü sorununu çözemeyeceksen, Bahçeli ikna olmadan kürt sorununa çözüm bulamayacaksan, gidip Kasımpaşa’da pastane aç o zaman derim ben de. Mesut Yılmaz veya Tansu Çiller’in bir iddiası yok, onlar olsa onlara birşey demem ama senin bir iddian var. O zaman iddianın arkasında duracaksın. Bu işler kolay işler değil, ama eğer bu işe talipseniz gereğini yapacaksınız. Bu işe bir rivayete göre 400 milyar dolar, Cemil Çiçek’e göre 1 trilyon dolar gitmiş, 47.000 kişi ölmüş. Bu kürt sorununu ve din sorununu çözmeden Türkiye büyük devlet olamaz. Toplumsal barış sağlanmadan Türkiye büyük devlet olamaz.

Soru : Çözüm olacak mı, ümidiniz var mı?
Cevap : Ümitliyim çünkü iç ve dış siyasetin dinamikleri bu sorunun çözümü hususunda ilk defa örtüşüyor. Batı, Irak’ın vesayetini Türkiye’ye vererek bölgede Rusya ve İran’a karşı Türkiye’yi bir üs ve denge unsuru olarak kullanmak istiyor. Uluslararası sistem Türkiye’ye diyor ki: “Sen dağılırsan bu bölge ya Rusya ya da İran’ın güdümüne girer. Bizimle çatışma, iç barışını sağla ve burada güçlü bir üs olarak bize hizmet et.” Dolayısı ile çözüm için ümitliyim fakat Tayyip Bey’den ümitli değilim. Bu işe motor olacak zihni yok. Partisinin kapatılma davası sürecinde askerle pazarlığa oturdu... Şimdiye kadar olduğu gibi bu sorunları çözmeden herkesi idare etmeye çalışmaya devam ederse kendisi çözülür.
Soru : Ergenekonun konu ile ilgisi konuşuluyor. Benim anlamadığım eğer gerçekten bu kadar güçlü bir yapıysa neden güçlü bir şekilde reaksiyon vermedi bu operayona?
Cevap : Daha büyük bir dayıdan korkuyorlar çünkü operasyonu yürüten ABD. Ama yabana atmamak gerek. Güney Osetya Kuzey Osetya toplam nüfusları topu topu 60.000 ama neredeyse bu bölge yüzünden ABD ile Rusya birbirlerine giriyorlardı.
Soru : Müslüman kürtler neden yeni bir siyasi yapı kurmuyor?
Cevap : Çünkü kitle hala çok müslüman. Müslümanlar arasında bölücü olmak istemiyorlar. Ama böyle devam ederse bu durum yavaş yavaş değişebilir.
Soru : Fethullah Gülen Hoca hareketini kürt sorununa bakışları açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap : Son iki senede değiştiler. Neden böyle müspet bir değişim yaşadıkları ile ilgili herkes başka birşey söylüyor; Kimi ABD istedi diye diyor, kimi Türkiye’nin menfaatlerinin bu yönde olduğunu gördüler diyor, kimisi de Allah rızası için kendilerinde gördükleri bir yanlıştan dönüyorlar diyor. İnşallah sonuncusu doğrudur.
Soru : Son dönemde Mustazafder’in müslüman kürtler arasında çok güçlü olduğu söyleniyor, bu açılımı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap : Bir kere şunu söyleyelim ki kürtlerde islami hareket bitmez. Bunlar şiddete karşıyız diyorlar, Risale-i Nur okutuyorlar ve sivil ve legal bir derneğiz diyorlar. Bunun dışında arka planda başka bir şey var mı bilmiyorum...

Verilen çay molası sonrası söyleşi format değiştirip daha dar bir grupla ilerleyen saatlere kadar sürdü.
_____________________________________
Bu konu ile ilgili daha detaylı bilgi Altan Tan'ın Kürt Sorunu isimli eserinden edinilebilir.
Altan Tan Timaş Yayınlarından çıkan, 600 sayfayı aşkın bir kaynak kitap hüviyetindeki çalışmasında Türkler ve Kürtler arasındaki ilk münasebetlerden Osmanlı dönemindeki özerk yapılanmaya, Kürt edebiyat ve folklorundan isyanlarına, II. Meşrutiyet’in Kürtler nezdindeki etkilerinden İttihat ve Terakki yönetimine, Cumhuriyet dönemi olaylarına, Kürtlerin Türkiye’deki sağ ve sol düşünce içinde siyaset yapma biçimlerinden İslami bir Kürt hareketinin mecra bulma imkânına, “federasyon mu, bağımsızlık mı, yoksa demokratik Cumhuriyet’te entegrasyon mu?” tartışmalarına uzanan kuşatıcı bir inceleme sunuyor.
www.timas.com.tr
|
| |
|
|
5/30/2009
|
|
|
Basın Komisyonu
|
|
| |
|
|
|