 |
 |
 |


Kurullar



|
 |
 |
Düşünce ve
önerileriniz için
|
 |
 |
|
 |
 |
|
|
 |
Şu an sitede: 19 kişi
|
|
|
 |
Toplam: 1091777 ziyaretci |
|
|
|
 |

 |
|
Anasayfaya dön |
|
Emre Aköz : . "Medyanın Ergenokona desteğinin tarihsel kökeni vardır"! |
| |
BURA’nın geçen haftaki Perşembe Söyleşisi'nin konuğu, yazar Emre Aköz “Ergenekon
ve Medya“ üzerine yaptığı konuşmasında, Medyanın Ergenekonculara verdiği desteğin konjonktürel olmadığını, bu desteğin tarihsel bağları olduğunu yakın tarihten örnekler vererek açıkladı.

Medyanın sanal bir “medya gündemi” olduğunu, “Türkiye Malezya olacak” veya “Mahalle baskısı” gibi olmayacak şeylerin medyanın sanal gündeminde yer aldığına değinen Emre Aköz, Ergenekon’un ise sistemli bir şekilde gündem dışı tutulduğuna değindi.
Ergenekon'un tarihsel çerçevesini açıklayan Emre Aköz, konuşmasını şöyle sürdürdü :
Ergenekon tipi yapılanmalar, 1940’larda, II.Dünya savaşından sonra soğuk savaş dönemi ile başlar. NATO kurulur. Avrupa ülkelerine Sovyet tehdidine karşı, olası bir işgale direnecek yer altı yapılanmalarının oluşturulması kararlaştırılıyor. Ülkelerin hükümetleri, orduları ile birlikte gladio yapıları oluşturuluyor, özellikle İngilizler tarafından bunlar eğitiliyorlardı. İşte Ergenekonun dedesi diyebileceğimiz yapı, 1951-53’te kurulup geliştirilen bu tip bir örgüttür. Türkiye’den de subaylar bu yapı için ABD’de eğitim de gördüler.
Bu yıllarda ABD’nin en büyük korkusu İtalya’da seçimlerle komünist partinin iktidara gelmesi idi. Burada Mussolini döneminin faşistleri, asilzadeler, eski katiller vs ile Hristiyan Demokrat Parti kurduruldu. Şayet bu parti 1948’de seçimi kaybedecek olursa karışıklık çıkartacak silahlı yer altı organizasyonları teşkil edilmişti.
İşte “Dede Ergenekon” bu yapılara benzer olarak oluşturulmuş, 80 darbesine kadar var olan, anti-komünist, Amerikan yapımı türk gladio’sudur.

2. kuşak – “Baba Ergenekon” ise Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Sovyetlerin dağılması ile sona eren Soğuk Savaşla işlevini kaybeden eski yapılanmanın yerine geçer. Avrupa’da her ülkede farklı isimlendirilen bu gladio yapıları dağıtılır. İngiltere’de sorunsuz bir şekilde dağıtılan bu yapının tasfiyesi İtalya’da ise daha sancılı bir sürece neden olur.
Türkiye’de ise PKK baş göstermeye başlamıştır ve bu yapının dağıtılması yerine PKK’ya karşı kullanılmasına karar verilir. İşte “Baba Ergenekon” "Jitem vb isimlerle 90’larda Kürtlere karşı yargısız infazlar gibi faaliyetleri yürüttü. Sivil siyasetçilere karşı ise “elimizi soğutmayın” şeklinde üstü örtülü tehditlerde bulundular. Bunun anlamı, biz böyle çalışmazsak PKK palazlanır, siz de şehit cenazeleri yüzünden yıpranırsınız veya daha açık bir şelilde PKK ateşkes ilan ettiği dönemlerde de gereksiz operasyonlarla şehit cenazeleri oluşturur başınızı ağrıtırız demekti. Bunu da zaman zaman yaptılar ve şehit cenazelerini provoke etme işini de bizzat üstlendiler. Farklı illerde yapılan şehit cenazelerinde kalabalığı aynı kişilerin provoke ettiği emniyet tarafından tespit edildi. Bence insanları ölüme göndererek bu şekilde siyaset yapmak siyasetin en kötü şeklidir.
Apo’nun Türkiye’ye teslim edilmesi ile “Baba Ergenekon”un da gereği kalmamış oldu. Ancak bu defa da 28 Şubat’ı bin yıl sürdürelim, iktidarı ele geçirip ülkeyi biz yönetelim dediler. 99’da yeni bir örgütlenmeye gittiler. İşte günümüz ergenekonu bu şekilde yapılandı. İktidarı ele geçirip en az bir nesil otoriter bir rejimle ülkeyi yönetmeyi amaçladılar. Bu insanların Kemalist veya başka şekillerde adlandırılabilecek fikriyatının halkta %30’dan fazla karşılık bulması mümkün değildi dolayısıyla, rejim otoriter bir rejim olmak zorundaydı. 2002’de AKP’nin iktidara gelmesi bu ekibin ekmeğine yağ sürdü. “Bunlar şeriat getirecek” propagandası ile bir meşruiyet zemini buldular. 2003-2004’de (Darbe Günlükleri) harekete geçmeyi planladılar.
2004 Şubat’ında CIA, Hilmi Özkök’ü kendisine yapılacak bir suikast konusunda uyardı. Böylece ABD Hilmi Özkök’ten ve AKP’den yana net bir tavır almış oldu.
Şu anki Ergenekon STK’ları da örgütledi. Darbe Günlüklerini yayımlayan Nokta Dergisi’nin kapanma sebebi bu günlükler değildir. Bundan birkaç hafta sonra, Cumhuriyet Mitingleri’nden hemen önce yayımladıkları başka bir evraktır. Genelkurmay’a ait bu belge yakın görülen STK’lar listeleniyor, bunların yönetiminde yakın görülen kişilerin bulunmasının önemi anlatılıyordu. Bu evrak darbe günlüklerinin aksine kişisel değil resmi bir evraktı. Bu yüzden Nokta kapatıldı. STK’ların da bu organizasyonun parçası haline getirildiği bu olayla netleşmiş oldu. Dalan gibi isimler, üniversitelerden birçok kişi AKP karşıtlığı kullanılarak şebekeye sokuldu. Medyada da Gülay Kömürcü, Soner Yalçın gibi isimlerin kullanıldığı, Akşam Gazetesi’ne ve bazı sendikalara el atıldığı ortaya çıktı. Kıbrıs’a da el attılar. Müthiş bir örgütlenme içerisine girdiler. Cumhuriyet gazetesini yaşatmak için, asker plan yapıyor, vakıf kurduruyor, hayatta bir araya gelemeyecek iş adamlarından bu iş için para topluyor…
Bu muazzam örgütlenme ve organizasyonun bir diğer göstergesi ise Cumhuriyet Mitingleri'ydi. Ancak her şeye rağmen hesap edemedikleri ABD var ve darbe istemiyor. Bunun sonucu olarak da anti-amerikan, anti-AB ve dolayısıyla da “Avrasyacı” bir eksene kaymak zorunda kalıyorlar.
Doğan Gurubu hükümetle iyi gidiyordu fakat rafineri lisansı ve Hilton gibi konular yüzünden yeniden araları bozuldu. Tüm bunların sonunda parti kapatma sürecine gidildi fakat kanaatimce, yine ABD buna mani oldu.

Halkın gündemi geçimdir, kişiseldir veya gurupsaldır. Medyanın ise sanal bir “medya gündemi” vardır. Mesela “Türkiye Malezya olacak” gibi olmayacak şeylerdir. “Mahalle baskısı” da kapatma davası sürecinde oluşturulan bir medya gündemiydi. Ben bu konularla ilgili olarak “Zaman” ve “Yeni Şafak” gibi gazetelerdeki yazarlara çok söyledim; “Ertuğrul Özkök’ü, Hürriyet’i takip etmeyin, onların gündemini gündeminize alarak yaygınlaştırmayın, onların –medya gündemine – meşruiyet kazandırmayın” dedim. ABD’de de bu hep yapılır. Başkan cuma akşam üstü gazetelere yetişebilecek bir saatte ortaya bir polemik atar. Pazartesiye kadar herkesin gündemi bu olur. Aynen bu şekilde Türkiye’de de “Malezya”,”mahalle baskısı” ve “Ilımlı İslâm” konuları sistemli bir şekilde “Medya Gündemi”ne alınmıştır. Ergenekon ise sistemli bir şekilde gündem dışı tutuluyor.
Ergenekon operasyonu ordu ile birlikte yapılıyor. Savcılar orduyu bilgilendirmeden adım atmıyor. Başka türlü mümkün değil askeri lojmana girip savcıların bir askeri tutuklaması. Burada bir pazarlık var; AKP, ABD ve ordunun taraf olduğu bir pazarlık söz konusu. Kimin harcanacağına karar veriyor ordu. Şenuygur’un ipliği pazara çıkmıştı, gözden çıkartıldı. Fakat 1 numara veya ona yakın üst kademe gözden çıkartılamayabilinir. Levent Ersöz harcanabilinir mesela, öldürülse hiç şaşırmam.

Soru : Erbakan’ın Ergenekon ile ilgili sözlerine ne diyorsunuz? Ben anlamak için soruyorum, neden ömrü boyunca ordudan teveccüh görmediği halde böyle yapıyor.
Cevap : Biz liberal demokratlar orduyu kışlasında görmek dışında bir beklentimiz yok. Fakat, cami cemaati, Erbakan hareketi ise, orduyu Müslümanlaşmış görmek istiyor. Türkiye’de güçlü bir damar var bu şekilde. Osmanlı ordusu hayali var hala. Komutan geçsin namaz kıldırsın hayali. Ama olmayacak, işe yaramayacak. Bizim dediğimiz gerçekleşecek. Çünkü dünyanın gidişatı bu şekilde, ordu kışlasına dönecek, siyasetten elini çekecek.
Seçmen ekonomiye göre oy verir, siyasi analizler palavradır. Dolayısıyla seçmenin bu rasyonel tercihlerinden dolayı hep “seçmen bilgedir gerektiğinde cezalandırır” denilir.
Orta sınıf geliştikçe, eğitimli oldukça şiddet azalır. Bundan dolayı İlker Başbuğ konuşmasında Fukuyama’ya, Montesquieu’ye atıfta bulunma zorunluluğu hissediyor. Değerler değişiyor.
Soru : Fethullah Gülen cemaatinin Ergenekon operasyonunda rolü nedir?
Cevap : Bildiğim kadarı ile emniyette güçlüler ve emniyetteki Fethullahçılar bu konuya diğerlerine göre dört elle sarılıyorlar galiba. Genelkurmay Türkiye’deki her türlü örgütlü yapıya dolayısıyla Müslüman olanlarına da karşıdır. Dolayısıyla Fethullahçıları da sevmezler ama bunlar eline silah almaz, kötü söz söylemez, sessiz çalışırlar, dolayısıyla da direk olarak üzerlerine gitmek zordur. Aslında onlar beni sever, ben de onları severim. Ama ben onlardan değilim, onlar da benden değil.
Müslümanlar genelde kapitalizmden yanadır. Erbakan hareketi dışında tabii. Mesela Saadet Partisi geçtiğimiz seçimlerin en sol partisiydi. Bekaroğlu’nun başörtülüler jipe binmesi demesi filan… Müslüman sol hareket olabilirsin fakat Versace’li, oğlunun altında Mercedes’li, Çırağan’larda düğün yapan Erbakan’ı onursal başkan yaparsan kendinle çelişirsin. Ben de Numan Bey’i samimiyetsizlikle suçlarım.
Burjuva sizi istemiyor. Boğaziçi gibi kendilerine ait gördükleri elit yapılarda sizin gibileri, hanımefendi gibi başörtülüleri, görmek istemiyorlar. İslamî kesim de elitleşiyor. Fakat, eğitimli olmaya başlayan, para kazanan bu İslamî orta kesim kendini beğendirme gayretine çok kaptırmış. Yalçın Doğan gibi biri kendileri için iyi bir şey yazınca seviniyorlar, halbuki nerede yanlış yaptım diye düşünmeleri lazım. Kendileri liberallik ve demokratik değerler açısından eski burjuvaziden daha üstünler ama kendilerini beğendirme kompleksini yenememişler henüz.
|
| |
|
|
4/23/2009
|
|
|
Basın Komisyonu
|
|
| |
|
|
|