Boğaziçi Üniversiteliler Derneği
 Boğaziçi University Reunion Association
  English

 


Kuruluş Amacı
Dernek Tüzüğü
Kurullar
        Yönetim Kurulu
        Disiplin Kurulu
        Denetleme Kurulu
Haberler & Duyurular
CV Gir
Banka Hesabı

       Düşünce ve
       önerileriniz için
       tıklayın...

E-mail Adresiniz :
Şifreniz :
Şifremi Unuttum        
Şu an sitede: 16 kişi
Toplam: 1095017 ziyaretci

Anasayfaya dön
E. Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi :
.
"28 Şubat, aslında 1993 yılında başlamıştır".
 
BURA’nın mutad Perşembe Söyleşilerinin bu haftaki oturumunda "28 Şubat postmodern darbesi " üzerine konuşan Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, 28 Şubat öncesi ve sonrasında yaşananları aktararak günümüze yansımalarını değerlendirdi.

ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği) Genel Başkanı E. Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi "28 Şubat, inançlı tüm kadroların tasfiyesine yönelik 1993’te başlayan bir süreçtir" dedi.

Darbelerin kaostan beslendiğini belirterek istikrarın önemini vurgulayan Tanrıverdi, yakın tarihimizde yaşanan sıkıntıların tekrarlanmaması için yargı ve yürütmenin, yasamanın üstünde yer aldığı düzenlemelerin ortadan kaldırılarak TBMM’nin güçlendirilmesini, millet iradesinin üzerinde hiçbir gücün bulunmamasını sağlamak gerektiğini belirtti.



Adnan Tanrıverdi bugün gelinen noktada Ergenekon davası sürecinin nihayetinde hiçbir sonuç elde edilmese de bu girişimin ortaya çıkarılmasıyla Ergenekon bitirilmiştir şeklinde konuştu.

Ortalama 120 yıllık bir periyotta üç neslin yer alacağını ve sosyal değişimin bu periyotta gerçekleşmesi beklenirken ülkemizde müdahalelerle değişimin daha hızlı gerçekleştiğini belirten Tanrıverdi, Haluk Natif’in “Sosyal tarihi anlamak için 100-150 yıllık periyodu değerlendirmek gerekir.” ifadesine atıfta bulunarak 28 Şubat’ı anlamak için yakın dönem sosyal ve siyasi tarihi incelemek gerektiğini açıkladı.

Tanrıverdi konuşmasını özetle şu şekilde sürdürdü: “Hürriyetlerin önü açılırsa değerler hızla gelişir.” Bu bağlamda 1950-60 arasında hürriyetlerin artışıyla paralel olarak dinî değerler toplumda gelişme kaydetti. 1960 sonrasından ise her anlayış için hürriyet sağlandı. Sol da sağ da 1960-70 arası gelişimini sürdürdü. Ancak solun yükselişi kendiliğinden olmaktan ziyade şiddet kullanarak gerçekleşti. 1970-80 arasında solun devlet kademelerinde şiddet kullanarak sağlamaya çalıştığı yükseliş hız kazandı. Bu dönemde milliyetçi ve İslami düşünceler de hızla gelişimini sürdürdü. 1980’de ise, hürriyetlerin genişletildiği dönemde yetişen genç kuşaklar arasında yükselen bu değerlere ve değerler arası çatışmaya karşılık yaşlı kuşağın genç kuşağa müdahalesi geldi. 1980-83 döneminde yaşlı kuşağın uygulamaları hayata geçirildi. 1983-93 arası İslami değerler alternatif olarak değerlendirilerek hür bırakıldı. Turgut Özal’ın yönetimde bulunduğu bu dönemde birçok devlet kademesinde İslami görüşe sahip olan kişiler görevlere geldi. Özal’ın vefat ettiği yıl olan 1993 sonrası ise islamî görüşlüleri devlet kadrolarında çıkarma girişimi başladı. Özal’ın vefatından sonra özellikle silahlı kuvvetler, inançlı kadroların tavsiyesine başladı. Özal’dan sonraki Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer dönemlerinde yoğun bir şekilde tasfiye süreci yürütüldü.

Darbelerin kaostan beslendiğini belirterek istikrarın önemini vurgulayan Tanrıverdi 90’lardaki siyasi tabloyu şu şekilde aktardı: Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde 1991 yılında yapılan seçimlerde Süleyman Demirel ve Erdal İnönü liderliğindeki DYP ve SHP koalisyonu oluşturuldu (seçimden DYP %27 ile birinci, ANAP %24 ile ikinci, SHP %20 ile üçüncü parti olarak çıkmıştı). Özal’ın vefatı sonrası Demirel cumhurbaşkanı olurken Tansu Çiller DYP’nin başına geçerek SHP ile oluşturulan koalisyonun başbakanı oldu. SHP’de ise Erdal İnönü yerine Murat Karayalçın genel başkanlığa geçerek başbakan yardımcılığı görevini aldı. Daha sonra SHP ve CHP, CHP çatısı altında birleşti ve genel başkan Hikmet Çetin oldu. Bir süre sonra ise Deniz Baykal partinin başına geçen isimdi. Aradan biraz zaman geçtikten sonra da hükümet dağıldı. 1995’te DYP azınlık hükümetini oluşturarak 1 ay yönetimi sürdürdü.

1995 Aralık ayında ise genel seçimler yapıldı ve bir önceki seçimde %16 oy almış olan Refah Partisi %21 ile birinci parti olarak sandıktan çıktı. RP genel başkanı Necmettin Erbakan’a görev verildi ancak hükümet kurulamadı. Sonrasında oluşturulan ANAP ile DYP’nin koalisyonu da üç ay sonunda Tansu Çiller hakkındaki yolsuzluk tartışmaları üzerine dağıldı.



Nihayetinde 28 Haziran 1996’da Refah-Yol koalisyonu kuruldu. Bu dönemde mülkî idarede, eğitimde ve daha birçok devlet kademesinde tahsilli dindarlar görevde bulunuyordu. Seküler milliyetçiler ise bu durumu PKK’dan da daha büyük bir tehdit olarak görüyordu. Bu seküler milliyetçiler, diğer adıyla resmi ideoloji, Refah-Yol’a karşı tasfiye hazırlıklarını başlattılar. TSK, Anayasal Kurumlar, Yüksek Öğretim, Yargı ve Cumhurbaşkanlığı bu tasfiyeyi teşvik ettiler. Refah-Yol koalisyonu zamanında yapılan İran, Libya vs ziyaretleri, D8’in kuruluşu, Susurluk, Ramazan ayında dini liderlere verilen iftar, Taksim’e Camii konuları genişletilerek yapılan hatalar olarak işlendi. Aczimendiler, Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı gibi figürler medyada psikolojik harekatın unsurları olarak kullanıldı. Sincan’da gerçekleştirilen Kudüs gecesi, alkol yasakları ve üzerine yürütülen tanklar uzun süre gündemde yer bularak irtica ve şeriat düzeninin getirilmesine çalışıldığı işlendi.

Ve bu sürecin sonunda 28 Şubat 1997’de gerçekleştirilen MGK’da alınan kararlarla 28 Şubat postmodern darbesi hayata geçirildi. MGK’nın tehdit sıralamasında PKK ve Kıbrıs meselesinden sonra üçüncü sırada irtica yer alıyordu. 9 saatlik toplantının sonucunda 18 maddelik kararlar, eklerin subaylar tarafından tamamlanması talebiyle Erbakan’a imzalaması için sunuldu. Erbakan’ın onaylamak istemediği, sadece tavsiye kararı olmasını istediği dört gün gidip gelen kararlar daha sonrasında TBMM’ye de onaylatılarak genelge olarak yayınlandı. TSK bünyesinde tüm il ve ilçelere gönderilen bu kararlar ilgili garnizonlar tarafından ve Batı Çalışma Grubu tarafından takip edildi. Böylece MGK darbesi uygulanmaya başladı.

Haziran ayında, daha önceden koalisyon protokolünde anlaşıldığı biçimde, Erbakan istifa etti. Başbakanlık sırası Çiller’deydi. Ancak Mesut Yılmaz görevlendirilerek hükümeti kurdu ve 28 Şubat’la tüm siyasi otorite saf dışı edildi. Böylelikle bürokratik otorite tasfiye hareketini uygulamış oldu.

28 Şubat’la ilgili yapılan yanlışlar süreci getirdi iddiasını ise tamamen yanlış olarak değerlendiren Tanrıverdi dindar insanların tasfiyesi için sürecin 1993’te başlatıldığını ve 28 Şubat’ın bunun planlı bir uzantısı olduğunu belirtti.



Tanrıverdi, TSK tarafından bakıldığında da süreci süreci şu şekilde özetledi: Özal’ın ölümü sonrasında Demirel cumhurbaşkanlığına geçmişti. Dönemin genel kurmay başkanı ise Doğan Güreş’ti. 16 Mayıs 1993’te Demirel ile İsmail Hakkı Karadayı 1. Ordu Komutanı iken İstanbul Orduevi'nde görüştü. Orgeneraller 65 yaşına kadar, Genelkurmay başkanları 67 yaşına kadar ve maksimum 4 yıl görev yapar kuralları nedeniyle 1993’te Doğan Güreş’in emekli, zamanın KK komutanı olan Orgeneral Muhittin Fisunoğlu‘nun GKB olması beklenirken teamüllere aykırı şekilde Doğan Güreş’in görev süresi uzatıldı ve Fisunoğlu emekli oldu. Bu şekilde İsmail Hakkı Karadayı’nın önünün açılması sağlandı. 1993 yılında Varşova Paktı’nın dağıldığı ve yeni hedefin İslam Âlemi olduğu belirtilen NATO toplantısına milli savunma bakanlığı ile birlikte katılan ve bu görüşü paylaşan İsmail Hakkı Karadayı, Doğan Güreş sonrasında ve 28 Şubat sürecinde GKB görevini yürüttü.

Tanrıverdi, sürecin 28 Şubat’tan çok öncesine 1993 yılına uzandığını ve bu tarihten itibaren tasfiyenin önce TSK’da iç temizlik olarak başlatıldığını dile getirdi. YAŞ kararlarıyla yüzlerce subay ve astsubayın hiçbir yasal dayanağı olmadan duyumlarla tasfiye edildiğini, bu karaların yargı yolu da kapalı olduğu için rahatça uygulandığını belirtti. Paralelinde de mülki idarede valilerin, kaymakamların; yüksek öğretimde öğretim görevlilerinin; MEB bünyesinde öğretmenlerin görevlerinden uzaklaştırıldığını ve toplumun resmi ideoloji tarafından yönlendirilmeye çalışıldığını ifade etti. Günümüzde 28 Şubat’ın etkilerinin azalmakla birlikte başörtüsü uygulaması gibi farklı uygulamalarla hala sürdüğünü belirten Tanrıverdi, ancak inanç noktasında getirilen tüm yasakların ortadan kaldırılmasıyla 28 Şubat sürecinin sonlandırılmış olacağını vurguladı.



Gündemdeki konular hakkında gelen sorularla ilgili Tanrıverdi şu şekilde değerlendirmelerde bulundu: Bilginin saklanamadığı günümüzde fiili darbe yapmak mümkün değildir. Ancak farklı yöntemler uygulanarak farklı girişimlerde bulunulabilmektedir. 2007 Nisan bildirisi, Anayasa Mahkemesi kararları; Cumhurbaşkanlığı seçimi ve AK Parti kapatma davası sürecinde yaşananlar bunun yansımasıdır. Bu farklı darbe girişimlerinin günümüzde fiili darbeye dönüşmesi mümkün değildir; ancak, korkarsanız darbe olmuştur. Bu dönemde gösterilen tavır nedeniyle darbe gerçekleşememiştir. Yürütülen mitinglere, uygulanan planlara karşılık 22 Temmuz 2007 seçim sonuçları darbeciler için ağır bir yenilgi olmuştur. Bu tarihten sonra fiili darbe yapma şansının tamamen ortadan kalktığı kabullenilmiştir.

Tanrıverdi, Ergenekon’la ilgili sorular üzerine şu değerlendirmelerde bulundu: Parti kapatma davası, devam eden Ergenekon soruşturması için hükümeti cesaretlenmiştir. Soruşturmanın yürütülmesinde hukuki, adli ve siyasi kararlar etkili olur. Ergenekon soruşturması da bu bağlamda daha üzerine gidilen karşı bir girişim olmuştur. Bugün gelinen noktada Ergenekon davası sürecinin nihayetinde hiçbir sonuç elde edilmese de bu girişimin ortaya çıkarılmasıyla Ergenekon bitirilmiştir.

Batı dünyasının bakış açısıyla ilgili bir soru üzerine Tanrıverdi, Batı’nın İslam alemini ve Türkiye’yi hala tehdit olarak gördüğünü belirtti. Meselelerin iç mesele olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Tanrıverdi, bağımsızlığı bilmeyen, kendine güveni olmayan, özgüvenini kaybetmiş bireylerin sahip olduğu devletlerin bulunduğu bölgede devlet geleneği taşıyan Türkiye’nin jeopolitik önemi ve tarihi mirasıyla büyük önem taşıdığını vurguladı. Tanrıverdi, yakın tarihimizde yaşanan sıkıntıların tekrarlanmaması için yargı ve yürütmenin, yasamanın üstünde yer aldığı düzenlemelerin ortadan kaldırılarak TBMM’nin güçlendirilmesini, millet iradesinin üzerinde hiçbir gücün bulunmamasını sağlamak gerektiğini belirtti. Tanrıverdi, bu şekilde engelleri ortadan kalkmış bir Türkiye’nin İslam aleminin lideri olarak kendisi, bölgesi ve Batı dahil tüm dünya için huzuru sağlayacak bir konuma gelebileceğini ifade ederek konuşmasını tamamladı.
 
3/3/2009
  Basın Komisyonu
 
 

Tel  : (212) 356 99 49

Fax  :(212) 266 20 24

Eski Osmanlı sok. Arıkan İşmerkezi
No:30 Kat:5 Mecidiyeköy İstanbul

info@bura.org.tr

Copyright © 2004 BURA Boğaziçi Üniversiteliler Derneği