Boğaziçi Üniversiteliler Derneği
 Boğaziçi University Reunion Association
  English

 


Kuruluş Amacı
Dernek Tüzüğü
Kurullar
        Yönetim Kurulu
        Disiplin Kurulu
        Denetleme Kurulu
Haberler & Duyurular
CV Gir
Banka Hesabı

       Düşünce ve
       önerileriniz için
       tıklayın...

E-mail Adresiniz :
Şifreniz :
Şifremi Unuttum        
Şu an sitede: 14 kişi
Toplam: 1095010 ziyaretci

Anasayfaya dön
Dr. Yaşar Erdinç :
.
"Mart ayında, dünyada işsizlik oranları çok artacaktır !"
 
BURA’nın Perşembe Söyleşilerinin geçtiğimiz haftaki konuğu, Beykent Üniversitesi Bankacılık ve Finans Bölümü Başkanı Dr. Yaşar Erdinç "Global Kriz" üzerine yaptığı açıklamalarda, Mart ayına gelindiğinde işsizlik oranlarında dünya çapındaki artışın çok şiddetli bir hal alacağına değinerek, yaşanmakta olan krizin dibinin çok yüksek bir olasılıkla Temmuz ile Eylül 2009 arasında görüleceğini belirtti ve "Maalesef 2009 yılına umutla başlayamıyoruz" dedi.



Dr. Yaşar Erdinç "Global Kriz" başladığı anda durdurulabilirdi, insanların mortgage’larını ödeyemedikleri belli olduğunda Yeniden yapılandırma ile, ödenebilecek mortgage taksitleri ayarlanabilir ve çöküş bu kadar hızlı olmazdı, FED bankalara evleri haciz etmeyip kredilerin vadelerini uzatmalarını salık verebilirdi şeklinde konuştu.



Ekonomik kriz konusunda TC Merkez Bankası’nın ne yaptığını bildiğini ve ekonomideki gidişat konusunda, ekonomi yönetiminin en az 2-3 ay önünden gittiğinin altını çizen, Dr. Yaşar Erdinç, Aralık ayındaki faiz indirimi öncesinde, basına yansıyan demeçlerine baktığında Sayın Durmuş Yılmaz’ın açıklamalarını çok cesaretli ve güven verici bulduğunu belirterek konuşmasını çok çarpıcı kısa bir bilgi vererek sürdürdü; Amerika’da henüz mortgage sorunu başlamamıştı. Bankalar, ilk iki yılı sabit daha sonra değişken faizli olan konut kredileri vermişti. Kredi verildiği sırada FED faizi 1.25 seviyesindeydi ve bu nedenle kredi faizleri de en fazla % 2 seviyesindeydi. İlk iki yıl, yıllık % 2 faiz üzerinden, örneğin bir Amerikalı ayda 1000 dolar mortgage kredisi ödüyordu. FED faizleri, 2006’da 5.25’e yükseltince ve sabit faiz dönemi bitince aynı Amerikalının ayda ödeyeceği mortgage kredisi en az % 60 arttı ve 1600-2000 dolar arasına çıktı. Bu da bir anda bankaların ev kredisi alanların üzerine saldırmasına neden oldu ve hacizler başladı. Üç ay içinde kredisini geri ödeyemeyenlerin sayısı 800 bine çıkarken 6 ayda 1 milyonu geçti. Bankalar hiç acımıyor ve prosedürü işletiyorlardı.

Daha sonra ne oldu biliyor musunuz? Bankalar ellerindeki ipotek senetlerini Fannie Mae ve Freddie Mac’a (FM & FM) satmışlardı. FM & FM bu ipotek senetleri karşılığında prime, alt-A ve Subprime kağıtlar çıkardılar. Bunları da başta Lehman Brothers olmak üzere, bütün Amerikan bankaları, Rus Bankaları, Avrupalı Bankalar, Güney Kore Bankaları ve Arap Bankaları satın aldılar. Bu yolla satılan tahvil miktarı 6 trilyon dolara yaklaşıyor.

İşte bu tahvillerden ve tahvil türevlerinden almış olan Amerikan Bankaları baktılar ki mortgage piyasası bozulunca kendi ellerindeki tahvillerin değeri hızla düşüyor, geri dönüş yaptılar. Bunun yanında, ellerindeki hacizli evleri satamayan bankalar geri dönüp evlerini haciz ettikleri kişilere, vadeyi uzatıp (süreyi iki katına çıkarıp) mortgage ödemelerini yeniden 1000 dolardan yapmalarını istediler. Ama iş işten geçmiş, evden çıkarılanlar kiralık ev bulmuşlardı.



Aslına bu kriz başladığı anda durdurulabilirdi. Bakıldı ki insanlar mortgage’larını ödeyemiyorlar. Yeniden yapılandırma ile, ödenebilecek mortgage taksitleri ayarlanabilir ve çöküş bu kadar hızlı olmazdı. Işte bu aşamada, FED bankalara evleri haciz etmeyip kredilerin vadelerini uzatmalarını salık verebilirdi. Fakat olmadı. Bankalar ellerindeki testerelerle çok hızlı çalıştılar ve dal kesilince baktılar ki kendileri de aynı dalın üzerindeler.

Şimdi bizim bankalarımız da aynı hataya düşüyorlar. Zannediyorlar ki firmaya kredi vermezlerse, veya firmanın kredilerini geri çağırırlarsa kredi riskleri olmayacak. Halbuki yanılıyorlar. Bu firmalar hiçbir yerden kredi bulamayınca tefecilere gidip aylık % 10’dan kredi kullanmaya başladılar. Bu firmalarda binlerce insan çalışıyor ve bu insanlar 3-4 aya kalmaz işsiz kalırlar. Çünkü dünyada hiçbir firma bu kredi daralmasına dayanamaz. Bankalardan firmalara akan kan (nakit ve fonlar) azalmıştır ve kansız kalan her hücre ölmeye mahkumdur. Beyne dört dakika kan gitmediğinde beyin ölümü gerçekleşir. İşte işsiz kalanların neredeyse yüzde 90’ının bankalarda kredi kartları var. Otomobil kredileri var. Ev kredileri var. İhtiyaç kredileri var.
Bir firmanın kredi hattını kapattığınızda, bu size kat be kat fazlasıyla geri dönmeyen bireysel kredi olarak geri dönecektir.



Noruiel Roubini’nin yazılarını Mayıs 2006’dan beri sürekli aktarıyorum. Ama çok az kişi bunları dinledi. Bu adam tahminlerinin tümünde haklı çıktı. Aynı Noruiel Roubini şimdi 12 ülke ismi sayıyor ve bu ülkelerin 2009’da mali krize gireceğini söylüyor. Bu ülkelerin içinde Türkiye de var.

Unutmayınız ki, bankaların kısa vadeci ve miyopik bakışıyla bu süreci hızlandırıyoruz. Bizim bankalarımız Amerika’nın riskli mortgage ürünlerini almadıkları için, bu krizden olumsuz etkilenmediler. Ama unutmayınız ki yabancı menşeyli bankalardan Türk bankalarına mevduat kayışı oldu. Yani bir şekilde bizde de yer yer panik durumlar oluştu.

Bankacılar unutmasınlar ki; şirketlere kredi vermeyerek veya krediyi geri çağırarak veya fahiş kredi faizi uygulayarak kendi bindikleri dalı kesmektedirler. Bu böyle biline.

Şubat ve mart aylarında dünyada yeni ve güçlü kriz dalgalarını göreceğiz. Çünkü Amerika’daki şirketlerin 2008 bilançoları Ocak sonundan itibaren gelmeye başlayacak ve hedge fonların durumları da ortaya çıkacak. Bunun haricinde OECD tahminlerine göre, emeklilik fonları, 2008 için 4 trilyon dolar zarar yazacaklar. Şu an emeklilik fonları prim ödemelerini artırmaya çalışırken, maaş ödemelerini azaltmaya çalışıyorlar. Tabi ki bu da, toplam talebin daha da kısılmasına neden olacaktır.



Bunun haricinde Mart ayına gelindiğinde işsizlik oranlarında dünya çapındaki artış çok şiddetli bir hal alacaktır. Yaşanmakta olan krizin dibi çok yüksek bir olasılıkla Temmuz ile Eylül 2009 arasında görülecektir. Çünkü, bu tür finansal krizler sonrasında genel olarak dibin görülmesi ortalama 6 ile 9 ayı almaktadır. Fakat bu kriz çok şiddetlidir ve tahminen en azından 9-12 arasını alacağını düşünüyorum. Krizin başlangıcı olarak Ekim ayını ele alıyorum.

Bu tür durumlarda krizin başlangıcı olarak alınacak tarih, finansal piyasalarda ödemeler sisteminin tıkandığı ve kimsenin kimseye borç vermediği dönemdir. Bu tür bir olayı Ekim ayı içinde Amerika'da yaşadık ve hala Amerika’da elinde para olanlar bunu sıfır faizle hazineye borç verip, şiddetle nakde ihtiyaç duyan diğer şirketlere vermiyorlar (Yani özel sektör şirketlerinin tahvillerini almıyorlar).

Biz henüz böyle bir dönemi yaşamadık ama Roubini'ye göre yaşayacağız. Tabi ki Roubini'ye katılmamak mümkün değil. Biz bu tür bir durumu 2001 krizinde yaşamıştık ve gecelik faizler yüzde 7000'e kadar çıkmıştı.

Sonuç olarak 2009 yılına umutla başlayamıyoruz. Hükümete önerdiğim paket konusunda, "yapamayız" dediler. Şimdi bunu kitap haline getiriyorum ve 15 Ocak tarihine kadar bitirip yayınlamış olacağım. Niçin uygulayamayacaklarını da orada size anlatırım.

Dünyadaki ekonomik incelerken bir şey dikkatimi çekti. Krizden sonra işsizlik tavan yapıyor. Her ülkenin şablonları aynı hareketi veriyor. Maksimum işsizlik oranına ulaşıldıktan sonra iyileşme başlıyor. Bu kural 17 krizden sonra aynı hareketi yapmış.

Bunu bir köşe yazısında yazdıktan sonra bir TV programında Vural Akışık bana “Keynes’i hatırla; yarın ufak ufak risk alacaklar ve likidite tercihleri değişecek” dedi ve aslında bu krizin sonunun nasıl geleceğinin cevabını veriyordu, psikolojik etki; değişen ve olumlu psikoloji ile likidite tercihlerinin değişmesi.

Krizde olan insanlar paralarının etrafına demir perdeleri çekiyorlar ve para harcamayı kesiyorlar. Ya işten çıkarılırsam? Kur ne olacak? Krizi çözmek isteyenler bu iki soruya inandırıcı cevaplar vermeli.

Bu kriz çok büyük bir kriz. Benim tahminlerime göre dünyanın gördüğü/göreceği en büyük kriz. Dünyaya devalüasyonla ya da çok yüksek enflasyonla karşı karşıya kalacak. Devalüasyon çok sıkıntılı bir süreç çünkü etkisi 10 yılda ancak geçiyor.

Para Harekatı isimli bir kitabı 2006’da yazdım. Akademik olmasını istemediğim için de “Şu Çılgın Türkler” kitabını örnek alarak kitabı bir roman tarzında yazdım. Çünkü “ Çılgın Türkler” kitabı orta okulda lisede 6 yılda öğretilemeyen inkılap tarihini insanlara gönüllü olarak göz yaşları içinde öğretiyor.



Krizin çözümü nedir? Herkese göre değişik çözümler olabilir. Bana göre sorunu çözmenin en etkili yolu 1-1,5 yıllık süre için doların değerini 1,9 TL gibi bir seviyeden sabitlemektir. Böyle bir kuru gören yerli yatırımcı dövizini satacak, döviz ne olacak korkusuyla iş yapamayan firmalar faaliyetlerine devam edecek ve ihracat daralan pazarlara rağmen fazla düşmeyecek ve kur avantajından dolayı artmaya başlayacaktır. Belirlenen sürenin sonunda da kur tekrar serbest bırakılacaktır. Bu seviyedeki kur enflasyonu arttırma riski taşımaktadır, ancak azalan ithalat nedeniyle kurun enflasyona geçişkenliği yüksek olmayacaktır. Kaldı ki ekonomik aktörler kendi işlerine odaklandıkları için piyasa mekanizması çalışacak ve bu da özellikle işsizlik gibi enflasyondan da önemli bir konuyu çözecektir. Burada kur zararı yapan işletme ve bireylere devlet bir miktar sübvansiyon sağlayabilir, ya da döviz borçlarının vadeleri uzatılabilir. Bu öneri krizin en önemli nedeninin psikolojik ve beklentilerle ilgili olduğu varsayılarak oluşturulmuştur ve hiç politika uygulanmamasına göre çok faydalı olacaktır.

Ekonomik kriz konusunda Merkez Bankamız ne yaptığını biliyor ve ekonomideki gidişat konusunda, ekonomi yönetiminin en az 2-3 ay önünden gidiyor. Aralık ayındaki faiz indirimi öncesinde, basına yansıyan demeçlerine baktığımda Sayın Durmuş Yılmaz’ın açıklamalarını çok cesaretli ve güven verici buldum ve ilerisi için de ümitliyim.

“Var olan şartları gerçek bir şekilde ortaya koyup, gerçekçi değerlendirmeler yapacaksınız ki, yabancılar, büyük bankalar veya büyük fonları plase edenler işin ciddiyetinin farkında olduğunuzu bilecekler ve size güvenecekler”.

Kriz yönetiminde şu anda Merkez Bankası daha aktif bir rol oynuyor.
 
1/4/2009
  Basın Komisyonu
 
 

Tel  : (212) 356 99 49

Fax  :(212) 266 20 24

Eski Osmanlı sok. Arıkan İşmerkezi
No:30 Kat:5 Mecidiyeköy İstanbul

info@bura.org.tr

Copyright © 2004 BURA Boğaziçi Üniversiteliler Derneği